?

Log in

15 January 2015 @ 10:53 am
Ask.fm'deki soruya cevap yazmıştım ama oraya sığmadı :)) copy/paste buraya aldım. Enjoy!
Interstellar adlı başyapıta yorumlarımCollapse )
 
 
23 September 2013 @ 11:15 pm
Hemen yazmazsam bir daha yazamam, zira o kadar duygu doluyumki bu bölüme karşı, oturup adam gibi düşünürsem yazmaktan vazgeçerim diye korkuyorum.

Downton'ı sevmemin ilk, esas ve tek sebebi Mary'dir. İlk sezonda "ya bu Mary çok evil, çok snob ama bir şeyler çıkacak buradan" dedim, sonra bir baktım kendimi Mary'de bulmuşum ben. Bütün o kendini beğenmişliği, içinde yaşadığı zamanlarda etrafını saran kurallara uyması, uymak istemediği kuralları da inatla yıkmaya çalışması, ama dara düştüğünde o sınırların, o aristokrasinin içine sığınması vs... Günümüze birebir translate edemiyor belki, ama yine de Mary'nin soğukluğu içinde kendinin bile sıklıkla inanmadığı sıcaklık, herkesin var olduğundan emin olduğu ama kendisinin yine sıklıkla kaybettiği özgüven, yıkılınca üzülünce soğuk olması ama sonra bir yerde paramparça olması vesaire çok bana dokunan, çok ben olan şeylermiş gibi hissediyorum izlerken.



Matthew'un dandirik ölümü sonrası yeni sezon gelene kadar sürekli "bu sezon yas olacak, o ölüm kolay atlatılmayacak, herkesi çok etkileyecek" deyip durdular. Ben de kafamdan "şunu şöyle etkiler, sonra böyle olur..." diye yazmıştım, ama bu kadar tam üstüne basılacağını düşünmemiştim ne yalan söyleyeyim...

Listemi yapayım, bir kenara yazmış olsaydım bingo oynardım, o derece beklediğim her konuda tatmin ettiler beni:

Top 10Collapse )

Çok korkuyordum yavan bir ilk bölüm olacak diye ama beklediğimden bile fazlasını aldım, bu sezon Lady Mary centric as fudgeballs olacağından hallice zaten deli gibi mutlu olacağım, ama bu ilk bölüm harikaydı. Eksiği yoktu, fazlası vardı. Karakterlerin hepsinin temel yönlerine oynamıştı, muhteşemdi. 10 üzerinden 100 veriyorum.

Alakasız not: hiç Downton iconum yok, kendimi kınadım.

Bir de gitmeden duygularınızla oynayayım.
[Bas bas korkma acımayacak]
kaynak

Yalan söyledim. Çok acıtıyor adi.
 
 
01 April 2013 @ 09:26 pm
Yattık kalktık, yattık kalktık Game of Thrones geri geldi! Bu sene tembellik etmezsem her hafta buradayım. Hiçbir diziyi yorumlamıyorum, ama Game of Thrones'a ayıp etmek şanımıza yakışmaz. Hem her hafta 3-5 kelam eder güler geçeriz. Ayrıca bugün 1 Nisan, neşe doluyor insan.

Başlayalım, Valar Dohaeris nam-ı diğer ÇOK ÖZLEMİŞİM LEN SİZİ KERATALAR! Seni bile, Joffrey.Collapse )

Haftaya Brienne ile Jaime'nin Maceraları ve Arya Reyiz var, çok şahane.



Joffrey'nin sezonsal tokat anketini de açalım, ben bu sene Tywin tokatlar diyorum, tahminleri alalım.


Poll #1905780 joffster

Joffrey'i bu sezon kim tokatlar?

Tywin Lannister
4(66.7%)
Tyrion Lannister
0(0.0%)
Cersei Lannister
0(0.0%)
Sansa Stark
0(0.0%)
Littlefinger
0(0.0%)
Margaery "Hürrem" Tyrell
1(16.7%)
Loras "Gökkuşağı" Tyrell
0(0.0%)
Varys
0(0.0%)
Ros
0(0.0%)
Sibel
1(16.7%)
 
 
24 February 2013 @ 09:14 am
Tahmin postunu son güne bıraktım, hala da Best Picture kategorisindeki filmlerin hepsini izlemedim, ama olsun. Magazin takip ediyoruz, eleştiri okuyoruz, az buz bir fikrimiz var, eğlenelim :D

Abuk subuk olmayan temel kategorilerin adaylarıCollapse )

Bu da adayların kod hali, commentinize yapıştırıp kendi seçiminiz dışındakileri kategoriden silebilirsiniz.

 
 
22 February 2013 @ 11:20 am
En son toplu halde bir diziden bahsettiğimde The Lizzie Bennet Diaries'i seçmiştim. Bugün My Mad Fat Diary'i seçiyorum.

Tumblr'da bir anda ünlü olan bu İngiliz dizisi Skins'in bir numara büyüğü. 1996'da 16 yaşında olan Rae Earl'ün gerçek hayat hikayesini baz alan "günlük" tarzı kitaptan uyarlanmış son derece gerçek bir dizi. İlk 2 bölümde "eh.." olsam da bir yerde içten içten aşık olduğumu da biliyordum. Dün sezonun 6. ve son bölümünü izlerken son 10 dakikada hüngür hüngür ağladıktan sonra hikayenin kanıma işlediğine karar verdim. Uzunca bahsetmek istiyorum o yüzden, buyrun...



Ergen olmak zor iş...Collapse )
 
 
 
27 December 2012 @ 06:07 pm
Hiç gif mif kullanmayacağım, kullanacağım sadece birkaç resim var, onlar da kanıt için. Düşüncelerimi şu anda toparlamak çok zor zira aynı anda 5-6 koldan birden düşünerek anca ortada birleştim, kol kol anlatacağım, umarım bir şey anlatmış olurum.

Bu bölüm zamanlama olarak çok iyi bir yerde Clara'yı soktu çünkü kimse Pondların zamanında olanları net olarak hatırlamıyor. Ama hatırladığınızda, devam eden temayı görmek çok açık. Zira ben bölümü izlerken afalladım nasıl bu kadar açık olabiliyor diye. Ki biraz önce gif bulmak için tumblra girdiğimde de kimsenin bunun üzerinde durmadığını gördüm, herkes Oswin high'da.

Doctor Who - 7x00-2 - The SnowmenCollapse )
 
 
25 December 2012 @ 10:20 pm
24 saattir Merlin'le yatıp Merlin'le kalkıyorum. Güya diziyi izlemiyorum. Tabii kendisiyle hatırı sayılır bir geçmişiz, 1. sezondan kalan büyük bir aşkımız var. Nefret ederek ayrıldığımız ama hiç unutmadığımız ilk aşk kıvamı bir ilişkimiz var Merlin'le. Atsan atılmaz, satsan satılmaz diye diye 5. sezona geldik, ama gelene kadar da yerin dibine geçtik. Daha önce Merlin: Bir Dizinin Katledilişi yazı dizisinde de bu diziye neler ettiklerini anlattım, ağıtlar yaktım, ama o zamanlarda bile 2 sene sonrasında bu kadar rezil bir durumda olacağımızı düşünmemiştim. Umut fakirin ekmeği hesabı.

Ben 5. sezon finalini sevmedim. Hem de hiç. Ha kendimi kandırdığım, sevdiğim karakterlerin "ah canım" diyerek başını okşadığım ve gözlerimden yaşlar boşanıp boğazımın düğüm düğüm olduğu anlar oldu mu? Oldu tabii, taş mıyım ben, Dracula mıyım? Elbet benim de hislerim var, ama o aşk kırıntıları maalesef benim Merlin'in nasıl berbat edildiğine şahit olduğum yıllardaki siniri stresi alıp atamadı, daha beter nefret ettim. Diziden değil, yazarlardan.



credit.


Buradan sonrası ağır spoiler, hala ay aman yok spoiler almayayım ben sağol diyenlerdenseniz öperim yanaklarınızdan. Geleceğin umudu sizsiniz. Albion'u siz birleştirin.Collapse )
 
 
19 December 2012 @ 01:17 pm
Herkese selamlar, hürmetler, meri krismıs, jesus christ.

En son 12 Eylül'de size bir Civil Wars konser videosu vermişim, sonra sırra kadem basmışım. O zamandan beri Civil Wars ayrılmanın eşiğine geldi, ben de onu bunu izlemekten soğudum. Bu sezon bir sürü diziye başladım, birçoğundan nefret ederek ayrıldım, kimsine "eh izleyelim bakalım" dedim yayınlandığı günü unuttum, bazısı da zaten ben deneyemeden iptal oldu. 2012 bu bakımdan pek de verimli bir yıl olmadı.

Ancak ve ancak senenin (muhtemelen insanlığın) sonuna yaklaştığımız bu günlerde Tumblr'ın da katkılarıyla dikkatimi çeken bir projeye göz attım, aşık oldum: The Lizzie Bennet Diaries.

Pride & Prejudice'in zilyonuncu uyarlamalarından biri, ama bu sefer YouTube video formatında ve son derece modern. Bu sefer Lizzie 24 yaşında, Mass Communication masterı yapan bir yüksek lisans öğrencisi. Ailesiyle yaşıyor ve tez projesi olarak video şeklinde bir günlük tutuyor.

Siz ilk 3 bölümüne aşağıdan göz atarken ben cut altında anlatmaya devam edeyim...



My name is Lizzie Bennet and I'm pretty awesome.Collapse )

Her biri 3-5 dakika arası olan bölümlerden şu anda 73 tane var. Ben 2-3 günde bitirdim, ama başına bir kere oturunca insanın kapatası gelmiyor. Görüntü kalitesi de ayrıca güzel. Işıklandırma, ses, kadraj ayarları vs. iyi olunca youtube videosu değil de gerçek bir dizi izliyormuş gibi hissediyorsunuz. Zaten artık online diziler o kadar moda oldu ki işte böyleleri diğer network dizilerinden bile daha iyi oluyor.

Youtube channel şurada: http://www.youtube.com/user/LizzieBennet
Orada bütün bölümlerin olduğu bir playlist de mevcut (burada), ben oradan taktım ve kılımı bile kıpırdatmadan saatlerce izledim. Devrimizin hızlı internetinin gözünü seveyim.

Bir tek bölümler yok, Q&A videoları, yukarı dediğim gibi Lydia'nın kendi videoları ve ana sitesindeki ekstra twitter muhabbetleri (onlar da burada) ek olarak bütün evreni şekillendiriyor. Çok iyi düşünülmüş, online hayat süren biz genç nesil için artık standart dizi formatlarını bırakıp oyuncu ve karakterlerle birebir iletişime geçeceğimiz bir evren yaratmışlar. Harika, kaliteli ve bir klasik. Kaçırmayın.
 
 
12 September 2012 @ 11:37 pm
Uyanık olduğum her dakika, eğer mümkünse, müzik dinlerim. Sevdiğim bir grubu, şarkıcıyı, tek bir şarkıyı bile günlerce, haftalarca tekrar dinlemekten sıkılmam. 1 hafta boyunca tek bir şarkı dinlemişliğim de olmuştur. Seçici değilim, ama bağlandım mı bağlanırım. The Civil Wars'a karşı olan sevgimin adına sevgi diyemem, ben bu ikilini müziğine bildiğiniz aşığım. Şarkılarını herhangi bir yerde duyduğumda avuçlarım karıncalanıyor, karnımda bir şeyler sıkışıyor, yüzüm gülüyor, o derece seviyorum her şeylerini.

Bugün tesadüfen YouTube'un kendi çıkardığı official app'ini deneyeyim dedim, tam aleti kapatıp kenara koyacaktım ki bu videonun recommendation'ı çıktı.



Temmuz ayında The Civil Wars'un New Orleans'daki konserinin tamamı. HD. MUH-TE-ŞEM. Daha önce dinlemediyseniz 1 saatlik duygu seline hazır olun. Hele de hafif müzik, indy, country/folk tarzı dinliyorsanız tam size göre.

Joy Williams bir melek, John Paul White bir dâhi (ayrıca Johnny Depp'in kayıp ikizi). Seslerinin albüm kayıtlarından zerre kadar farkı yok, hatta canlı performansları daha bile iyi. Müziklerinde gitar, akordeon ve piyano dışında bir şey duymak zor, her şey saf, her şey %100 kaliteli ve tamamen onlara ait. Söz, müzik, duygu. Tip of My Tounge ile açtıkları konseri Dance Me To The End of Love cover'ıyla bitiriyorlar. Tek bir saniyesini bile atlamadım, 720p'de full screen izledim, her kelimesine de eşlik ettim.

Bir aksilik olmazsa, UMARIM OLMAZ, ADAKLAR ADADIM, 7 Aralık Cuma günü 21:30'da kanlı canlı göreceğim. Salon İKSV'de, biletler Biletix'de, 8 Aralık için hala satışlar devam ediyor. Buradan hemen atlayın kapın.

Resmi sitelerinden bedava bir live albüm de indirebilirsiniz, pişman olmazsınız: http://thecivilwars.com/
 
 
02 September 2012 @ 09:27 pm
Bu bölümün diğer adı "Bir Fandomun Yeniden Doğuşu" ya da "Oswin Oswald: A New Hope" olmalıymış, zira bu bölümde tanıştığımız Oswin'in sayfalar dolusu Tumblr postu ve DW fandomundaki bütün hate'ten arınıp kollektif bir sevgi yumağı yaratışı ancak bu şekilde açıklanabilir.







Biz gelelim fasulyenin faydalarına... EXTERMINATE mi acaba?Collapse )